Gelişimsel Dönemler: Okul Öncesi Dönem

Anasayfa » Gelişimsel Dönemler » Gelişimsel Dönemler: Okul Öncesi Dönem

Yeni bir aydan herkese merhaba. Eylül ayı geldi, okullar açıldı, biz de bu ay sizleri okul öncesi dönemden yetişkinlik dönemine kadar gelişimsel süreçler hakkında bilgilendirmek istedik… İlk yazımızda okul öncesi dönemin (0-6 yaş) farklı periyotlarının gelişimsel özelliklerinden bahsedeceğiz.
 
Gelişim psikolojisinde, yaşamın erken döneminden itibaren farklı yaş dönemlerinin biyolojik, bilişsel, psikolojik ve sosyal özellikleri belirlenmeye çalışılmaktadır. Farklı yaklaşıma sahip gelişim psikologları gelişimsel dönemleri farklı şekilde isimlendirmiş olsa da belirli bir yaş aralığında tanımlanan gelişimsel özellikler birbirleriyle benzerdir. Biz bu yazımızda Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramından yola çıkacağız. Erikson (1963) insan gelişimini, o dönemde yaşanan çatışma ve çatışmanın çözümü üzerinden 8 evrede tanımlamıştır. Gelişimsel dönemlerden ilki yaşamın ilk 2 yılını kapsayan “temel güvene karşı güvensizlik” dönemidir. Bu dönemde bebeğin bakım vereniyle (çoğunlukla anneyle) kurduğu güvenli ilişki temel güven duygusunun oluşmasını sağlar ve hem kendisinin hem de diğer insanların ne kadar güvenilir olduğuna yönelik inançlarını geliştirir. Annenin sürekli ve tutarlı bir şekilde bebeğin temel ihtiyaçlarını karşılaması temel güven duygusuna zemin hazırlar ve bebekle anne arasındaki ilişkinin dengeli ve güvenilir olduğunu hissettirir. Bu dönemde bebeğin temel fizyolojik ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra temel duygusal ihtiyaçlarının karşılanması; bebekle fiziksel temas kurulması, sevginin ifadesi ve annenin/babanın bebeğe şefkat göstermesi oldukça önemlidir. Tüm bu fizyolojik ve psikolojik ihtiyaçları karşılanarak temel güven duygusuna sahip olan bebekte yaşama dair ortaya çıkan ilk duygu umuttur. Bebekte temel güven duygusu oluşmazsa kendisinin değersiz, insanların güvenilmez ve dünyanın kötü bir yer olduğu inancı geliştirerek umutsuzluğa kapılır.  Eğer aksi kanıtlanmazsa, yani temel güven duygusunu oluşturacak olumlu deneyimler elde edilemezse, yaşamın ilk yıllarında edinilen bu deneyimlerin izleri hiçbir zaman silinmeyecektir…
 
Bir sonraki gelişim dönemi 2-3 yaş aralığını kapsayan “özerkliğe karşı kuşku ve utanç” evresidir. Bu dönemde çocuk kendi kas sistemini kontrol edebilmeye (tuvaletini tutma/bırakma) ve yetişkinlere benzer şekilde yürüyebilmeye, konuşabilmeye ve birçok motor beceri gerektiren işleri yavaş yavaş yapabilmeye başlar. Kendi bedeni ve çevre üzerinde hakimiyetinin artması çocukta özerklik ihtiyacını ortaya çıkarır. Bu dönemde dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri tuvalet eğitiminin doğru verilmesidir. Çok katı, sert ve cezalandırıcı tutumlar çocuktaki özerklik duygusunu zedeleyerek kendi yeterliliğinden kuşku duyması ve utanç hissetmesiyle sonuçlanır. Bununla birlikte, çocuğun özerkliğini kanıtlamaya yönelik davranışlarının desteklenmesi çocuktaki olumlu benlik algısını geliştirirken cezalandırıcı tutumlar öz saygısını yitirmesine yol açabilir.
 
Bir sonraki gelişimsel dönem “girişimciliğe karşı suçluluk” olarak adlandırılan oyun çağıdır. Üçüncü yaşın sonlarından itibaren çocuğun hızla gelişen motor, bilişsel ve sosyal becerileri hareket alanını genişleterek dış çevreyle daha fazla bağlantı kurmasını sağlar. Bu dönemde dil becerilerinin hızla gelişmesi çocuğun akranlarıyla ve yetişkinlerle iletişimini arttırır ve dış dünyayı taklit etmek için kullandığı en önemli araç oyundur. Oyun çağındaki çocuk çevresindeki her şeye karşı yüksek bir merak duygusuyla yaklaşarak öğrendiği bilgileri oyunlarına yansıtır. Kendi kimliğini oluşturma sürecinde olan çocuk için bir şeyleri “becerebilmek” çok önemli bir hale gelir. Kendi başına yemek yiyebilmek, koşabilmek, oyun kurabilmek çocuk için becermesi gereken birer görevdir. Bu davranışların desteklenmesi, çocuğun amaçlarına ulaşabilmesini ve egosunun güçlenmesini sağlar. Çocuğun amaçlarına yönelik sergilediği davranışların kısıtlanması ve cezalandırılması egonun gelişimine ket vurabilir ve süper egonun baskısı sonucu suçluluk duygusuna yol açabilir.
 
Bebeğin dünyaya gözünü açtığı ilk andan çocukluk döneminin sonuna kadar kendisine yansıtılan tutumlar, çevresinden gözlemlediği davranışlar, diğer insanların birbirleriyle olan ilişkileri dünyaya yönelik tüm bilgisini oluşturabilecek kadar güçlü bir deneyim niteliğindedir. Okul çağına gelen çocuk, yaklaşık 6 yaşına kadar elde ettiği tüm deneyimleri yeni sosyal ağı olan okul yaşamına yansıtacaktır. Okul çağına gelen çocukların yaşadığı en büyük problemlerden biri “okul fobisi/okul korkusu” olarak bilinir. Öte yandan çocuğun okula yönelik korku duymasının gerçekçi bir sebebinin olmadığını, bu korkunun kaynaklarının; anneden ayrılma kaygısı, yetersiz/olumsuz benlik algısı ve güvende hissetmeme olduğunu söyleyebiliriz. Okula yeni başlayan birçok çocuğun ebeveynlerine “dışarıda beni bekleyecek misin?”, “beni almaya gelecek misin?” gibi sorular yöneltmesinin başlıca sebebi ayrılma kaygısıdır. Annesiyle güvenli bağlanma örüntüsü geliştiremeyen çocuk, okula gittiğinde annesine tekrar kavuşabileceğinden hiçbir zaman emin olamaz ve sürekli kaygı hissederek annesinin varlığını kontrol etme ihtiyacı duyar. Benzer şekilde özerkliği ve girişimciliği kısıtlanmış çocuk güvenli alanından çıktığında (annesi yanında olmadığında) bir şeyleri doğru yapıp yapmadığından hiçbir zaman emin olamaz, kendisinden sürekli kuşku duyar ve yine kaygı hisseder… Çocuğun yetişkinlik dönemine kadar en geniş sosyal çevreye sahip olacağı okul yaşamına sağlıklı bir şekilde hazırlayabilmek tüm bu gelişimsel süreçlerin sağlıklı bir şekilde tamamlanabilmesinden geçer. 
 
Bir sonraki yazımızda okul çağının özelliklerini, ayrılma kaygısını ve okul döneminde yaşanan başlıca problemleri detaylı bir şekilde alacağız. Sevgiyle kalın…
 
Uzm. Psk. Büşra Seldüz
 
Kaynak: Erikson, E. H. (1963). Childhood and society. New York: Penguin

Diğer Blog Yazıları

Ergenlik Döneminde Cinsellik

Eylül ayının son haftasından herkese merhaba! Geçen haftaki yazımızda ergenlik döneminin genel özelliklerinden ve kimlik karmaşasından bahsetmiştik. Bu haftaki yazımız, ergenlik döneminde cinsel kimlik oluşumu ve cinsel yönelim üzerine olacak.   Ergenlik döneminde salınımı hızla artan testosteron ve östrojen hormonları, bu dönemde cinselliğin önem kazanmasını etkileyen başlıca faktördür. Bununla birlikte, ergenlik dönemindeki bireyler ebeveynlerinden uzaklaşarak […]

Ergenlik Dönemi

Geçtiğimiz haftalarda, yaşamın erken döneminden başlayarak ergenliğe kadar olan üç gelişimsel dönemin (bebeklik, ilk çocukluk ve okul çağı) özelliklerini, bu dönemde ortaya çıkan çatışmalarla birlikte ele aldık. Bu yazımızın konusu, ergenlik döneminin özellikleri ve bu dönemin en büyük çatışması olan kimlik karmaşası.   Ergenlik dönemi, yaklaşık 10-12 yaşlarında çocuğun ergenliğe girmesi (puberte) ile başlayan ve […]

Okul Çağı

Yeni bir haftadan herkese merhaba… Geçen haftaki yazımızda okul öncesi dönemdeki üç gelişimsel dönemi ele aldık ve bu gelişimsel dönemlerin sağlıklı bir şekilde tamamlanmasının çocuğu okul yaşamına nasıl hazırladığından bahsettik. Bu haftaki konumuz, okul çağı olarak bilinen (7-11 yaş) ve Erikson’un “başarıya karşı yetersizlik duygusu” olarak adlandırdığı gelişimsel dönemin özellikleri olacak.   Bu dönemin başlangıcında […]

Gelişimsel Dönemler: Okul Öncesi Dönem

Yeni bir aydan herkese merhaba. Eylül ayı geldi, okullar açıldı, biz de bu ay sizleri okul öncesi dönemden yetişkinlik dönemine kadar gelişimsel süreçler hakkında bilgilendirmek istedik… İlk yazımızda okul öncesi dönemin (0-6 yaş) farklı periyotlarının gelişimsel özelliklerinden bahsedeceğiz.   Gelişim psikolojisinde, yaşamın erken döneminden itibaren farklı yaş dönemlerinin biyolojik, bilişsel, psikolojik ve sosyal özellikleri belirlenmeye […]

İş Yerinde Oynanan Oyunlar

Yeni bir haftadan herkese merhaba. Kendimizle, partnerimizle ve çocuklarımızla olan ilişkimizi değerlendirdikten sonra bu haftaki yazım işyerindeki ilişkilerimiz üzerine. Pek çok danışanım işyerinde oynanan oyunlardan mutsuz ve bunu nasıl yöneteceğini bilmiyor.   İşyerindeki ilişkileri anlamak adına bu hafta Yaşam Pozisyonlarını anlatacağım sizlere. Bir kağıdı dört eşit parçaya bölün. Sağ üst kutucuğa I. pozisyon diyoruz. Bu […]

Ebeveyn-Çocuk İlişkisi

Ebeveynlik Stilimizin Çocuklarımız Üzerindeki Etkisi   Ağustos ayının son yazısından merhaba. Bu haftaki konumuz ebeveynlik stilimizin çocuklarımız üzerindeki etkisi. Yine Transaksiyonel Analiz bakış açısıyla ebeveynlik stillerini 4 grup altında toplayıp her birinin pozitif ve negatif taraflarından bahsedeceğim.   Eleştirel Ebeveynler   Eleştirel ebeveyn stili olan ebeveynler kontrolcü ve müdahalecidirler. Suçlayıcı, yargılayıcı, aşağılayıcı, ahlak dersi veren […]

Anne-Baba İlişkisi

Partnerinizle İlişkinizin Çocuğunuz Üzerindeki Etkileri   Yeni bir haftadan merhaba. Bu hafta da ilişkiler üzerine yazmaya devam. Geçen hafta partner ilişkisinden bahsetmiş, ‘Evliliği Sürdürmenin 7 İlkesi’ adı kitabında John Gottman’ın ‘Mahşerin Dört Atlısı’ olarak bahsettiği ilişkilere zarar veren davranış kalıplarından bahsetmiştim.   Bu haftaki konumuz partnerinizle ilişkinizin çocuğunuza olan etkisi. Konuyu Transaksiyonel Analiz yaklaşımının bahsettiği […]

Mahşerin 4 Atlısı

Yeni bir haftadan merhaba. Geçen haftaki yazımda ağustos ayı yazı dizimizin konusunun İlişkiler olduğundan bahsetmiş, ‘Kendinle Olan İlişkin’ ile başlangıç yapmıştık. Bu haftaki yazımla bağ kurmak adına yazının son iki cümlesiyle başlamak istiyorum;   Kendimizle ilişkimiz, hayatla kurduğumuz ilişkimizin özüdür. Kendimizi kabul etmeyi öğrenemezsek hayat da bizi kabul etmez… Tekrar tekrar aynı döngüyü yaşatır durur […]

Stresle Baş Etme Atölyesi

Sevgili takipçilerimiz,   Sizler için hazırladığımız ikinci atölyemizin konusu: Stresle Baş Etme Becerisi.   Stres Yönetimi Eğitici Eğitmeni Uzm. Psk. Hülya Üstel Eleviş ve Uzm. Psk. Manolya Özek Tatış eşliğinde stresin psikolojik ve fiziksel sağlığımıza etkilerini ve kendi başa çıkma stilimizi keşfedeceğiz. Stresle başa çıkmada kullanılan işlevsel stratejileri ve bu stratejileri kendi yaşantılarımızda kullanmanın yollarını […]

Kendimizle İlişkimiz

‘BEN’ ve sen   Ağustos ayına hoş geldiniz. Yılın en sıcak, tatilin en bol ayından merhaba. Yaz mevsiminde belki hayatınızdaki problemlerinizi erteliyor olabilirsiniz ama kendinizden kaçmanız mümkün mü? Well-being ve stres konulu aylardan sonra bu ayın konusu hepimizin zaman zaman zorlandığı ortak bir alan; İLİŞKİLER… İlk yazım kendimizle olan ilişkimiz üzerine…   Başkalarına gösterdiğimiz şefkati […]

Stres ve Problem Çözme Becerisi Arasındaki İlişki

Temmuzun son haftasından merhaba. Umarım yaz sizin için huzurlu ve keyifli geçiyordur. Aşırı sıcaklar haricinde yazı sevmeyen duymadım çünkü çocuklar için de yetişkinler için de yaz demek tatil demek, hazırlanması gereken ödev, proje, sunum, sınav ve görev baskısından kurtulmak biraz olsun rahatlamak demek. O yüzden büyük ihtimal stresli bir dönem içinde olmayabilirsiniz ve genellikle böyle […]

Stres ve Beslenme İlişkisi

Yeni bir haftadan herkese merhaba. İlk yazımda stresi tanımak ve anlamak üzerine yazmıştım. Geçen haftaki yazımda stres ve fiziksel egzersiz üzerine yazdım. Bu haftaki yazımın konusu yaz döneminin ana gündemi olan kilolarımız ve stres ve beslenme ilişkisi.   Çevremdeki pek çok tanıdığımda, danışanımda hatta öz babamda obezite boyutunda kilo problemi var ve yıllar içinde her […]

Stres ve Fiziksel Egzersiz İlişkisi

Değişen çalışma koşullarında artan rekabet ve teknolojik gelişimlerin sonucu hızlı bir iletişim beklentisi bizleri sürekli bir baskı altında tutmaktadır. Gün geçtikçe artan, daha erken yaşta ve daha sık karşılaşır olduğumuz ölümler ve hastalıklar ise bu baskıya dayanma gücümüzün azaldığını, bu baskı ve strese karşı dayanıklılığımızı güçlendirmek için hemen şimdi harekete geçmemiz gerektiğini göstermektedir.   Dayanıklılık, […]

Stresim bana ne söylüyor?

  Herkese merhaba. Uyumlu Yaşam Akademisi olarak her ay bir konuyu ele alıyor ve yazılar yazıyoruz. Haziran ayının konusu Psikolojik Sağlık-Wellbeing idi. Temmuz ayının konusu ise Stres. İlk yazımız Stresi tanımak ve anlamak üzerine…   İnternette tanımı üzerine yüzlerce bilgi ve yazı bulabilirsiniz. Stres genellikle yeni, farklı, beklenmedik veya benliğimizi tehdit altında hissettiren bir durumla […]

Psikolojik Sağlık Atölyesi

?Haziran ayı boyunca Psikolojik Sağlık kavramıyla ilgili bilgi paylaştık, stresin psikolojik sağlığa etkileri, psikolojik sağlığın mindfulness ve dayanıklılık ile ilişkisini ele aldık ve sizlere sağlıklı kalma yolunda bazı önerilerde bulunduk. Bu paylaşımlarımızdan esinlenerek sizlere psikolojik sağlık kavramını hayatınıza geçirmenizi sağlayacak bir atölye hazırladık. Bu atölyede psikolojik sağlığı uzmanlarından dinleyecek ve günlük hayatınıza uygulayabileceğiniz pratik bilgiler […]

Nasıl sağlıklı kalınır?

Sağlıklı Kalmanın İlk Adımı: Duygusal dayanıklılığımızı artırmak!   Psikolojik sağlığımızı korumanın ve sağlıklı kalmayı sürdürebilmenin en önemli koşullarından biri duygusal dayanıklılığımızı arttırmaktır. Duygusal Dayanıklılığın ne olduğunu anlamak için farklı kişilik özelliklerini anlamada kullanılan beş büyük faktör kuramından faydalanabiliriz. Bu 5 etmen; Açıklık, Sorumluluk, Dışadönüklük, Uyumluluk ve Duygusal Dengedir. Biz bu yazımızda Duygusal Denge etmenine odaklanacağız. […]

Psikolojik Sağlık ve Dayanıklılık

Köşe yazılarımı takip edenler bilirler. Ben resilience (dayanıklılık) ve wellbeing (psikolojik sağlık) üzerine sıklıkla yazılar yazan bir psikoloğum. Ve son dönemde hem ülkemizde hem dünyada yaşanan COVID-19 pandemisi, savaşlar ve terör olayları bu iki kavramı hayatımıza geçirmenin hayatta kalabilmemiz için ne kadar gerekli olduğunu bir kere daha gösteriyor.   Hayatta kalmak için en temel ihtiyacımız olan […]

Mindful Bir Yaşam Üzerine

Yıllar evvel erkek bir arkadaşım bana Jon Kabat Zinn’in ‘Wherever You Go, There You are’ adlı kitabını hediye etmişti. Üniversiteden sonra yurtdışında yaşayan biri olarak kültürel farklar ve kendi ayakları üzerinde durmakta zaman zaman zorlanmıştı. Özellikle rekabetçi ve talepkar bir Amerikan şirketinde uğradığı mobbing sonrasında tükenmişlik sendromu yaşamış, bütün bedeni çökmüş, aylarca yürüyememiş ve kendine […]

Stres ve Psikolojik Sağlık

Yaşamımız boyunca birçok zorlayıcı durumla karşı karşıya kalırız ve vücudumuz bu durumlarla baş edebilmek için ortaya duygusal bir tepki çıkarır. “Baskı” anlamına gelen stres, zorlayıcı bir duruma karşı verilen psikolojik ve fiziksel bir reaksiyondur. Peki stres her zaman istenmeyen/işlevsel olmayan bir duygu mudur?   Bu sorunun cevabını verebilmek için stresin farklı türlerini ele alalım. Stres […]

Bağımlılık

Wellbeing üzerine yazdığımız iki yazımızda da paylaştık; Psikolojik iyi oluş, kimileri için haz odaklı ve pozitif duyguların peşinde bir yaşam adanmışlığı olarak tanımlanıyor. Hazzın içinde keyif, enerji, iyi hissetme mutlaka var ama o nesne ya da eylemden uzaklaştığınızda etkisi sürmüyor. O yüzden içki, seks, madde, sigara hatta bazen spor beyin kimyamız üzerinde yarattığı etki sayesinde […]

Psikolojik Sağlık nedir?

Uyumlu Yaşam Akademisinin 2. yazısına hoş geldin. İlk yazıda Aristo’dan günümüze Well-being-psikolojik iyi oluşun farklı teorisyenlerce nasıl tanımlandığını anlatmıştım. Özet geçmek gerekirse psikolojik iyi oluş, kimileri için haz odaklı ve pozitif duyguların peşinde bir yaşam adanmışlığı olarak tanımlanırken, günümüz teorisyenlerinin pek çoğu bunun yeterli olmadığını, kişinin potansiyelini gerçekleştirebildiği aktiviteler yaparak ya da güçlü yönlerini kendinden […]

İletişim